Meslek hayatım boyunca yüzlerce sanatçıyla, siyasetçiyle, devlet adamıyla karşılaştım.
Kimisiyle sadece tokalaştım.
Kimisiyle ayaküstü sohbet ettim.
Ama bazı insanlar vardır…
Onlarla birkaç saat geçirirsiniz, yıllarca unutamazsınız.
Kadir İnanır, benim için onlardan biriydi.
Takvimler 2012 yılını gösteriyordu.
Van’da düzenlediğimiz Van Gölü Film Festivali’nin onur konuğuydu.
İki gün boyunca birlikteydik.
Aynı sofrayı paylaştık.
Uzun uzun sohbet ettik.
O iki günde gördüğüm Kadir İnanır; filmlerdeki sert bakışlı, yiğit adamın çok ötesindeydi.
Son derece mütevazı…
Son derece zarif…
İnsanı dinleyen…
İnsana değer veren…
Ve en önemlisi, bu ülkenin barışına, kardeşliğine ve bir arada yaşama kültürüne yürekten inanan gerçek bir Anadolu insanıydı.
Belki de bu yüzden milyonlarca insan ona hiçbir zaman sadece “Kadir İnanır” demedi.
“Kadir Abi” dedi.
Kadir İnanır…
Tatar Ramazan’dı.
Selvi Boylum Al Yazmalım’dı.
Yılanların Öcü’ydü.
Bazen hakkın peşinden koşan bir yiğitti…
Bazen sevdanın en sessiz hâli…
Bazen de Anadolu’nun vicdanı…
Yeşilçam’ın sadece büyük oyuncularından biri değildi.
Bir duruştu.
Bir karakterdi.
Bir neslin hafızasıydı.
İşte bu yüzden, onu uğurlarken konuşmamız gereken şey filmleri olmalıydı.
Sanatı olmalıydı.
İnsanlığı olmalıydı.
Ama ne yazık ki olmadı.
Televizyon ekranlarını açtığımızda Kadir İnanır’ı değil, cenaze töreninin etrafında büyüyen siyasi tartışmaları izledik.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin kendi içinde yaşadığı gerilim, ne yazık ki Kadir İnanır’ın vedasına bile gölge düşürdü.
Önce Kemal Kılıçdaroğlu’nun camide yuhalandığı yönünde görüntüler ve paylaşımlar yayıldı.
Ardından bunun doğru olmadığı, görüntülerin manipüle edildiği yönünde açıklamalar geldi.
Tam bu tartışma biterken bu kez çelenkler konuşuldu.
Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu’nun çelenkleri tabutun yanında yer alırken, Kemal Kılıçdaroğlu’nun gönderdiği çelengin dışarıda kaldığı gündem oldu.
Bir anda yine Kadir İnanır konuşulmadı.
Çelenkler konuşuldu.
Protokol konuşuldu.
Parti içi hesaplaşmalar konuşuldu.
Oysa orada sadece bir siyasi görüş yoktu.
Türkiye vardı.
Her düşünceden insan vardı.
Sanatçılar vardı.
Siyasetçiler vardı.
Kültür ve Turizm Bakanı vardı.
DEM Parti vardı.
Farklı partilerden temsilciler vardı.
Çünkü Kadir İnanır yalnızca belli bir kesimin sanatçısı değildi.
O, bu ülkenin ortak değeriydi.
Yediden yetmişe herkesin “Kadir Abi”siydi.
İnanıyorum ki bugün hayatta olsaydı, kendi vedasının siyasi hesaplaşmaların konusu yapılmasına en çok kendisi itiraz ederdi.
Çünkü o, hayatı boyunca ayrıştıran değil, birleştiren bir dili savundu.
Barışı savundu.
Kardeşliği savundu.
İnsan olmayı savundu.
Bir cenazenin bile siyasetin gölgesinde kalmasını asla istemezdi.
Ölüm…
İnsana son kez aynı gerçeği hatırlatır.
Ne makam kalır…
Ne koltuk…
Ne alkış…
Ne de siyaset…
Geriye sadece nasıl bir insan olduğunuz kalır.
Kadir İnanır arkasında yüzlerce film bıraktı.
Ama bence ondan daha kıymetli bir miras bıraktı.
Dik durmayı…
Onurlu yaşamayı…
İnsan kalabilmeyi…
Biz ise onu uğurlarken bile bunları konuşamadık.
Ne acıdır ki, yine ayrışmayı konuştuk.
Yine siyaseti konuştuk.
Yine birbirimizi konuştuk.
Oysa konuşmamız gereken tek kişi Kadir İnanır’dı.
Bu yüzden içimden sadece tek bir cümle geçiyor.
Kadir Abi…
Affet bizi…
Çünkü sana yakışan veda buydu.
Biz ise bunu bile beceremedik.
