Sevda Durgun
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. MESELE BÖREK DEĞİL, MESELE LİDERLİK DİLİ!

MESELE BÖREK DEĞİL, MESELE LİDERLİK DİLİ!

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Siyaseti yıllardır sahada takip eden bir gazeteciyim.

Vatandaşın ne söylediğini de gördüm, siyasetçinin vatandaşın karşısında nasıl değiştiğini de…

Ben siyasette en çok sokağa bakarım.

Kürsüde herkes iyi konuşabilir. Hazırlanmış metinler okunur, sloganlar atılır, alkışlar yükselir, kameralar döner…

Ama siyasetçinin gerçek hali bazen kürsüden indiği anda ortaya çıkar.

Bir vatandaş ansızın önünü keser.

Plansız bir soru gelir.

Bir vatandaş kolundan tutar.

Bir emekli derdini anlatmaya çalışır.

Bir kadın evinde yaptığı böreği getirir.

İşte o birkaç saniye, bazen saatler süren miting konuşmasından daha fazla şey anlatır.

Son günlerde Özgür Özel’in saha görüntülerini izlerken benim dikkatimi çeken de tam olarak bu.

Çünkü mesele artık tek bir olay değil.

Mesele Bursa’da getirilen börek de değil.

Mesele liderlik dili.

Bursa’da bir kadın Özgür Özel’in yanına geliyor. Daha önce kendisinden börek istediğini hatırlatıyor ve getirdiği böreği vermek istiyor.

Özel’in cevabı kameralara şöyle yansıyor:

“Burada börek mi yiyeceğim?… Burada olacak iş mi ya? Tövbe tövbe…”

Aynı Bursa programında 3600 ek gösterge meselesini gündeme getiren yaşlı bir vatandaşla yaşadığı diyalogda da “Allah seni kahretsin” sözleri kameralara yansıdı.

Şimdi birileri çıkıp diyebilir ki:

“Çok yorgundu.”

“Kalabalık vardı.”

“Adam yanlış konuştu.”

“Kadın zaten partiliydi.”

Olabilir.

Siyasetçi de insan.

Yorulur. Sinirlenir. Sabırsızlanır.

Ben hiçbir siyasetçiden yirmi dört saat gülümseyerek dolaşmasını beklemiyorum.

Ama tam da burada başka bir soru başlıyor:

Liderlik dediğimiz şey zaten insanın yorulduğu, sıkıldığı, kızdığı anda kendisini nasıl yönettiği değil midir?

Binlerce kişinin karşısında mikrofonla konuşmak liderliğin bir tarafıdır.

Sizi hazırlıksız yakalayan bir vatandaşın karşısında sergilediğiniz tavır ise diğer tarafıdır.

Ve bence ikinci taraf bazen çok daha öğreticidir.

Çünkü sokakta prompter yok.

Önünüzde hazırlanmış konuşma metni bulunmuyor.

Orada siz varsınız.

Karşınızdaki insan var.

Bir de aranızdaki mesafe…

“AMA O PARTİLİYMİŞ…”

Börek görüntülerinden sonra yapılan bazı savunmalar özellikle dikkatimi çekti.

“Kadın sıradan vatandaş değilmiş, partiliymiş.”

Eee?

Partili olunca ne değişiyor?

Bir siyasi partiye gönül vermiş insan, genel başkanın çalışanı mıdır?

Teşkilatlarda koşturan kadınlar, gençler, ilçe yöneticileri, mahalle temsilcileri birilerinin emrindeki insanlar mı?

Tam tersine…

O insanlar çoğu zaman para almadan çalışıyor.

Evinden, çocuğundan, işinden zaman ayırıyor.

Yağmurda pankart asıyor.

Soğukta stant açıyor.

Seçim günü sandık bekliyor.

Miting alanını dolduruyor.

Partisi kaybettiğinde üzülüyor, kazandığında seviniyor.

Bir kadın kalkmış, belki geceden hamurunu yoğurmuş, böreğini yapmış ve genel başkanına getirmiş.

Böreği yemek zorunda değilsiniz.

Almak zorunda da değilsiniz.

Ama iki kelime yeter:

“Eline sağlık, çok teşekkür ederim.”

Bu kadar.

Çünkü siyasetin en ucuz ama en kıymetli sermayesi nezakettir.

SOKAKTAKİ DİL ÖNEMLİ

Üstelik tartışılan yalnızca Bursa görüntüleri değil.

Son dönemde Özgür Özel’in vatandaşlarla temaslarında yaşanan bazı gergin anlar kamuoyuna yansıdı.

Bu görüntülerin her birinin kendi bağlamı olduğunu kabul etmek gerekir. Kalabalığın baskısı, güvenlik problemi, fiziki temas veya vatandaşın ısrarı gibi ayrıntılar olaydan olaya değişebilir.

Bu nedenle birkaç görüntüden bir insanın karakteri hakkında hüküm vermek doğru olmaz.

Ama siyasi bir lider açısından aynı soru yine de sorulabilir:

Saha dili nasıl olmalı?

Çünkü artık Özgür Özel açısından yeni bir dönem var.

24 Temmuz’da CHP’den ayrıldı. Kendisiyle birlikte toplam 91 milletvekili CHP’den istifa ederek Yeni Parti’nin kuruluş sürecine katıldı ve Özel yeni siyasi hareketin kuruluş evraklarını imzaladı.

Yani önünde bambaşka bir siyasi sayfa var.

Yeni bir parti kurmak yalnızca tabelayı değiştirmek değildir.

Yeni bir hikâye anlatmak gerekir.

Yeni bir siyaset iddiası ortaya koymak gerekir.

Ve o iddianın en önemli parçalarından biri de dildir.

Vatandaşın karşısındaki dil…

Partilinin karşısındaki dil…

Eleştirenin karşısındaki dil…

Sinirlendiğiniz zamanki dil…

Gazeteci Levent Gültekin de Özel’in bu görüntüleri üzerinden oldukça sert bir değerlendirme yaptı.

Gültekin, Özgür Özel’in bulunduğu makamın çok büyük sorumluluk gerektirdiğini söylerken özellikle saha temaslarındaki tepkilerini liderlik açısından sorguladı.

Gültekin’in ortaya koyduğu soru üzerinde durmaya değer:

Bir liderin tahammül sınırı nerede başlamalı, nerede bitmeli?

Ben de meseleye buradan bakıyorum.

Çünkü bugün bir kadın börek getirir.

Yarın emekli maaşını sorar.

Öbür gün genç biri işsizliğini anlatır.

Bir başkası sesini yükseltir.

Bir başkası yanlış bilgiyle gelir.

Siyaset tam olarak budur zaten.

Herkes sizin istediğiniz cümleyi kurmaz.

Herkes size teşekkür etmez.

Herkes sizi alkışlamaz.

Hatta bazen haksız eleştiriye de uğrarsınız.

Ama siyasi liderlik biraz da bütün bunları yönetebilme sanatıdır.

“BENİM VATANDAŞIM” DEMEK YETMİYOR

Türkiye’de siyasetçiler kürsülerde vatandaşı çok sever.

“Benim vatandaşım…”

“Benim emeklim…”

“Benim çiftçim…”

“Benim kardeşim…”

Bu cümleleri yıllardır dinliyoruz.

Ama asıl mesele, o “vatandaş” kürsünün önüne gerçekten geldiğinde başlıyor.

Çünkü karşınızdaki artık soyut bir seçmen kitlesi değil.

Etiyle kemiğiyle bir insan.

Sorusu var. Talebi var. Bazen öfkesi var.

Bazen de elinde bir tepsi böreği var.

İşte siyasetçiyle vatandaş arasındaki gerçek ilişki tam orada kuruluyor.

Özgür Özel bugün yeni bir siyasi yolculuğa çıktı.

Yeni Parti’nin genel başkanı.

Dolayısıyla yalnızca partisinin programını değil, kendi liderlik tarzını da topluma anlatmak zorunda.

Bunu da yalnızca kürsülerde değil, sokakta gösterecek.

Çünkü siyaset bazen uzun manifestolardan değil, birkaç saniyelik görüntülerden okunur.

Bir el sıkışmadan…

Bir bakıştan…

Bir cevaptan…

Bir teşekkürden…

Ya da edilmeyen bir teşekkürden.

O yüzden tekrar söylüyorum:

Mesele börek değil Sayın Özel.

Mesele çok daha büyük.

Mesele liderlik dili.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter