Sevda Durgun
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. İSTANBUL’UN SUYU ÇIKTI!

İSTANBUL’UN SUYU ÇIKTI!

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

İstanbul dün zor bir gün geçirdi.

Hem de öyle böyle değil!

Sağanak yağış, koskoca metropolü adeta felç etti.

Sarıyer, Esenyurt, Kağıthane, Küçükçekmece, Kemerburgaz…

Sokaklar göle döndü, alt geçitler suyla doldu, evleri, iş yerlerini su bastı. Araçlar mahsur kaldı, vatandaşlar canını ve malını kurtarmanın telaşına düştü.

Gün boyunca ekranlara ve sosyal medyaya yansıyan görüntüler gerçekten ürperticiydi.

Öyle ki İstanbul Valisi Davut Gül’ün açıklamasıyla bugün okullar tatil edildi. Motosiklet ve benzeri iki tekerlekli araçların trafiğe çıkışı yasaklandı. Bazı kamu çalışanları idari izinli sayıldı.

Vali Gül, vatandaşlardan zorunlu olmadıkça evlerinden çıkmamalarını istedi.

Yağışın bugün de etkisini sürdürmesi bekleniyor.

İstanbul’da adeta kırmızı alarm verildi!

Üstelik açıklanan yağış miktarları da durumun ciddiyetini ortaya koyuyor. Bazı bölgelerde metrekareye 95 kilograma ulaşan yağış kaydedildi.

Öncelikle bütün İstanbullulara geçmiş olsun.

Ama insan bu görüntülere bakınca sormadan edemiyor.

Koskoca İstanbul’un kaderi her şiddetli yağmurda aynı manzaraları yaşamak mı?

Dünyanın sayılı metropollerinden söz ediyoruz.

Yirmi birinci yüzyıldayız.

Teknoloji çağındayız.

Ama hâlâ yağmur yağınca yolları, evleri su basan bir İstanbul’u konuşuyoruz.

Üstelik ilk kez de değil!

Her sağanakta benzer görüntüler…

Her felakette aynı açıklamalar…

Ve ardından unutulan sorunlar…

Elbette doğanın gücü karşısında her şeyi önlemek mümkün değil.

Hele böylesine yoğun yağışlarda…

Ancak yıllardır aynı sorunlarla karşılaşıyorsak ortada yalnızca bir doğa olayı değil, ciddi bir yönetim ve şehircilik sorunu da var demektir.

Bir de işin yıllardır görmezden geldiğimiz başka bir tarafı var.

Biz bu şehre ne yaptık?

Dere yataklarına binalar diktik.

Vadileri betonla doldurduk.

Yeşil alanları imara açtık.

Şehri büyütürken doğanın dengesini hesaba katmadık.

Haramidere…

Vadi İstanbul…

İsimler bile aslında çok şey anlatıyor!

Doğanın suya ayırdığı alanları yapılaşmaya açarsanız, bir gün o su kendine yol arar.

İşte mesele biraz da bu!

İnsanoğlunun bitmek bilmeyen açgözlülüğü…

Daha fazla bina.

Daha fazla beton.

Daha fazla rant!

Peki şehir planlaması?

O da çoğu zaman bu hırsın gölgesinde kaldı.

Ve şimdi yıllardır yaptığımız yanlışların bedelini yine vatandaş ödüyor.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden ilçe belediyelerine kadar herkesin kendisine dönüp bakması gerekiyor.

Bu şehrin altyapısı neden hâlâ böylesine tartışmalı?

Yıllardır ne yapıldı?

Neler ihmal edildi?

Yoksa İstanbul’u yönetmekten çok, İstanbul üzerinden siyaset yapmak mı daha cazip geldi?

Mesela…

Keşke birileri cumhurbaşkanlığı koltuğuna uzanmak için harcadığı siyasi enerjinin biraz daha fazlasını İstanbul’un kronik sorunlarına ayırsaydı!

Belki bugün başka bir İstanbul’u konuşuyor olurduk.

Tabii mesele yalnızca bir kişi ya da bir dönem değil.

Dün bu şehri yönetenler de bugün yönetenler de sorumluluktan kaçamaz.

Çünkü İstanbul’un bugünkü hâli, yıllardır biriken yanlışların sonucu.

Dünü yok sayarak bugünü suçlamak da dünü savunarak bugünün eksiklerini örtmek de kimseyi haklı çıkarmaz.

Yağmur yağarken su, CHP’li ya da AK Partili belediye ayrımı yapmıyor!

Asıl mesele biraz da burada.

Belediyecilik ne zaman hizmet yarışından çıkıp güç yarışına dönüştü?

Bugün belediyeleri konuşurken neyi tartışıyoruz?

Siyasi hesapları…

Makam kavgalarını…

Rant iddialarını…

İhaleleri, yolsuzluk soruşturmalarını…

Peki hizmet?

O, bütün bu tartışmaların arasında kaybolup gidiyor!

Oysa belediyeciliğin özü çok basit.

Halka hizmet!

Vatandaşın hayatını kolaylaştırmak.

Şehrin sorunlarını çözmek.

Ama görünen o ki bazı belediyelerde hizmet anlayışı, siyasi hesapların gölgesinde kalmış.

Dün İstanbul’da yalnızca sokaklar su altında kalmadı.

Yılların yanlış şehircilik anlayışı da bir kez daha karşımıza çıktı.

Şimdi herkesin şunu anlaması gerekiyor.

İstanbul’un yeni vaatlere değil, çözülmüş sorunlara ihtiyacı var.

Çünkü…

Yağmurun yağması doğanın işi.

O yağmurun felakete dönüşmesini önlemek ise yönetenlerin!

Ve unutmayalım…

Doğaya yaptıklarımızı unutabiliriz.

Ama doğa unutmuyor!

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter