Ben Eylül’ü hep biraz başka severim.
Nedenini yıllardır kendime tam olarak anlatamam ama yazın o telaşı geride kalırken, akşamları hafif bir serinlik çökmeye başladığında, havanın kokusu değiştiğinde içimde de garip bir şey olur; sanki hayat bana yeniden başlamak için küçük bir fırsat daha vermiş gibi hissederim.
Yeni kararlar almak, yarım kalanları tamamlamak, kafamdaki planları yeniden önüme koymak, kendime yeni hedefler belirlemek isterim.
Kısacası… Eylül bana iyi gelir. Hem de çok iyi gelir.
Biraz hüzün vardır içinde. Biraz umut. Biraz veda.
Biraz da yeniden başlama cesareti.
Yaz bitmiştir artık.
O uzun günler… Sıcak geceler…
Tatiller… Koşturmalar… Bir yerlere yetişme halleri… Yavaş yavaş geride kalır.
Akşamlar erken inmeye başlar. Havanın kokusu değişir. Rüzgâr değişir.
İnsan bir akşam ansızın ince bir hırka arar.
Tatlı tatlı üşür.
Ve nedense sadece hava değil… İnsanın içi de değişir.
Benim için Eylül biraz yılbaşı gibidir.
Takvimde yeni bir yıl başlamaz belki.
Ama benim içimde başlar.
Sanki önümde tertemiz bir sayfa açılır.
Hayat kulağıma, “Hadi bakalım” der.
“Bir daha dene.”
“Bir daha başla.”
“Bu kez daha güzel olsun.”
Belki de Eylül’ü bu kadar sevmemin nedeni budur.
Bana hep yeni başlangıçları hatırlatır.
Yarım kalanları tamamlamayı… Ertelediklerimizi yapmayı…
Unuttuğumuz hayalleri yeniden hatırlamayı…
Kendimize verdiğimiz sözleri yeniden masaya koymayı…
Bugün 1 Eylül.
Dünya Barış Günü.
Yeni bir mevsimin kapısını barışla açmak ne kadar güzel aslında.
Keşke sadece takvim yapraklarında kalmasa.
Keşke barış dediğimiz şey yılda bir gün hatırlanmasa.
Çünkü bugün dünyanın belki de en fazla ihtiyaç duyduğu şey barış.
Savaşlardan yorulduk. Kavgadan yorulduk. Öfkeden yorulduk. Bağıranlardan yorulduk.
Birbirini hiç dinlemeden hüküm verenlerden yorulduk.
Sadece ülkelerin birbirleriyle değil…
İnsanların da birbirleriyle barışmaya ihtiyacı var.
Komşunun komşuyla… Kardeşin kardeşle… Siyasetçinin siyasetçiyle… Toplumun kendi içinde…
Hatta insanın bazen önce kendisiyle.
Çünkü insan kendisiyle kavgalıysa, dünyayla barışması da kolay olmuyor.
1 Eylül bize bunu da hatırlatsın.
Biraz daha az öfke. Biraz daha fazla anlayış. Biraz daha az kavga. Biraz daha çok vicdan.
Çok mu şey istiyoruz?
Bence değil.
Eylül bizim meslekte de başka bir şey ifade eder.
Yeni sezon demektir.
Haber merkezlerinde hareket başlar.
Programlar hazırlanır. Yeni yayın dönemleri açılır.
Yeni yüzler… Yeni dosyalar… Yeni hikâyeler… Yeni heyecanlar…
Gerçi bu yıl bizim için sezon hiç kapanmadı desek yeridir.
Çünkü öyle bir yaz geçirdik ki…
Meslek hayatımın belki de en hareketli yazlarından biriydi.
Türkiye’nin gündemi bir gün bile boş kalmadı.
Siyaset hiç olmadığı kadar hareketliydi.
Bir konu bitmeden diğeri başladı.
Bir açıklamanın yankısı sürerken başka bir gelişme geldi.
Ve şimdi görünen o ki önümüzdeki dönem daha da hareketli olacak.
Türkiye yavaş yavaş bir seçim atmosferinin içine giriyor.
Erken seçimin ayak sesleri giderek daha fazla duyuluyor.
Siyasetin dili değişiyor. Hesaplar yeniden yapılıyor.
Sadece Türkiye’de de değil. Dünyada da siyaset yeniden şekilleniyor.
Dengeler değişiyor. Eski ezberler bozuluyor.
Bugün çok güçlü görünen bir siyasi denklem, yarın bambaşka bir hale gelebiliyor.
Türkiye siyaseti de önümüzdeki dönemde çok sürprizlere gebe.
Yeni isimler göreceğiz. Yeni birliktelikler göreceğiz.
Belki bugün yan yana gelmesi mümkün görünmeyenleri yarın aynı karede göreceğiz.
Bazı isimler öne çıkacak. Bazıları geri çekilecek.
Ve bize yine durmak yok.
Koşacağız… Takip edeceğiz… Soracağız… Araştıracağız… Yazacağız… Anlatacağız…
Çünkü gazetecilik biraz da böyledir zaten.
Her sabah yeniden başlarsınız.
Dün yazdığınız haber eskimiştir.
Dün konuştuğunuz gündem değişmiştir.
Hayat önünüze yeni bir hikâye koymuştur.
Siz de yeniden kalemi elinize alırsınız.
Yeniden sorarsınız.
Yeniden araştırırsınız.
Yeniden anlatırsınız.
Belki de bu yüzden bu mesleği hâlâ bu kadar seviyorum.
Çünkü gazetecilikte “tamam, bitti” diye bir şey yoktur.
Her gün yeni bir başlangıçtır.
Bizim için de öyle.
Dijitalde Bugün için de yeni bir dönem başlıyor.
Yaz bitti. Şimdi çalışma zamanı.
Gerçi biz yaz boyunca da pek durmadık.
Ama Eylül’le birlikte vitesi biraz daha yükseltiyoruz.
Yeni programlar geliyor. Yeni formatlar geliyor.
Yeni konuklar… Yeni hikâyeler… Yeni projeler… Yeni hedefler…
Heyecanım büyük… Hayallerim de…
Kolay mı? Değil.
Zaten güzel olan hiçbir şey kolay olmadı.
Bir markayı büyütmek…
Bir haber platformunu daha fazla insana ulaştırmak…
YouTube’da daha güçlü olmak…
Daha çok izlenmek… Daha çok okunmak…
Ama hepsinden önemlisi güvenilir olmak…
Bunların hiçbiri bir gecede olmuyor.
Adım adım oluyor. Emekle oluyor. Sabırla oluyor.
Bazen yorularak. Bazen düşerek.
Sonra ertesi sabah kalkıp yeniden başlayarak.
Ben de tam olarak bunu yapıyorum.
Koyduğum hedeflere doğru yürüyorum.
Yavaş olabilir. Ama sağlam olsun istiyorum.
Çünkü benim derdim yalnızca büyümek değil.
Kalıcı olmak. İyi işler yapmak.
İyi insanlarla yol yürümek.
Doğru haberi vermek.
Sorulmayan soruları sormak.
Sesini duyuramayanların sesini duyurmak.
Ve günün sonunda dönüp baktığımda,
“Evet, güzel bir şey yaptık” diyebilmek.
Eylül biraz da bunun için güzel.
İnsana yeniden başlama hakkı veriyor sanki.
O yüzden…
Hoş geldin Eylül.
Hüzünle geliyorsan da gel.
Yağmurla geliyorsan da gel.
Serinlikle gel.
Umutla gel.
Barışla gel.
Güzel haberlerle gel.
Yeni başlangıçlarla gel.
Biz hazırız.
Ben hazırım.
