Sevda Durgun
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. HEMŞEHRİ DERNEKLERİ: DAYANIŞMA MI, NÜFUZ YARIŞI MI?

HEMŞEHRİ DERNEKLERİ: DAYANIŞMA MI, NÜFUZ YARIŞI MI?

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Birkaç gün önce sosyal medyada gezinirken Mali Müşavir ve Yazar Tuncer Dağ’ın paylaştığı bir çalışmaya rastladım.

Esenyurt’taki sivil toplum kuruluşlarını incelemiş. Saymış, sınıflandırmış. Hangi alanda kaç kuruluş olduğunu, hemşehri derneklerinin hangi illerde yoğunlaştığını ortaya koymuş.

Doğrusu oldukça kıymetli bir çalışma.

Öncelikle emeğine sağlık.

Kendisine teşekkür ediyorum.

Rakamları okuyunca da kendi kendime sordum:

Bu kadar derneğimiz var da yaşadığımız şehirlere ne kadar sahip çıkıyoruz?

Aslında mesele yalnızca Esenyurt değil.

Bağcılar’da da benzer bir tablo var.

Küçükçekmece’de, Sultanbeyli’de, Ümraniye’de…

İstanbul’un göçle büyüyen pek çok ilçesinde hemşehri dernekleri sosyal hayatın önemli bir parçası.

Hatta mesele İstanbul’la da sınırlı değil.

Ankara’da, Bursa’da, Kocaeli’de ve daha birçok büyükşehirde hemşehricilik güçlü bir dayanışma ağı.

Ama bugün elimizde somut rakamlar olduğu için Esenyurt üzerinden konuşalım.

Tuncer Dağ’ın çalışmasına göre Esenyurt’ta incelenen 957 kuruluşun 401’i hemşehri temelli.

Yani yaklaşık yüzde 42’si!

Listenin başında 67 dernekle Ardahan var.

Ardından Ordu 36, Van 35, Samsun ve Tokat 29’ar, Kars ise 21 dernekle geliyor.

Bölgesel dağılım da dikkat çekici.

Doğu Anadolu 180, Karadeniz 141 kuruluşla ilk iki sırada.

İki bölgenin toplamı 321.

Hemşehri örgütlenmesinin yaklaşık yüzde 80’i!

Bir başka dikkat çekici veri daha var.

Eğitim, bilim, kültür, sanat ve müzik alanında 34; sağlık ve engelliler alanında 20; spor alanında 17 kuruluş bulunuyor.

Doğrudan Esenyurt adını taşıyan kuruluş sayısı ise yalnızca 30.

Hemşehri temelli kuruluş sayısı 401!

Elbette bir derneğin isminde Esenyurt yazmaması, o şehre hizmet etmediği anlamına gelmez.

Ama bu tablo insanı düşündürüyor.

Hemşehrilik konusunda bu kadar örgütlüyüz de yaşadığımız şehre sahip çıkma konusunda neden aynı dayanışmayı gösteremiyoruz?

Yanlış anlaşılmasın.

Hemşehri derneklerine karşı değilim.

Aksine kültürlerin yaşatılmasını, insanların dayanışmasını son derece önemsiyorum.

İnsan doğduğu toprağı unutmaz.

Unutmamalı da.

Ama yıllardır İstanbul’da yaşıyoruz.

İşimizi burada kuruyoruz.

Çocuklarımız burada büyüyor.

Hayatımız burada geçiyor.

Buna rağmen memleketimizin sorunlarına gösterdiğimiz hassasiyeti yaşadığımız şehrin sorunlarına ne kadar gösteriyoruz?

Memleketimizin yollarıyla ilgileniyoruz.

Festivallerine sahip çıkıyoruz.

Yatırımlarını takip ediyoruz.

Peki, her sabah trafiğinde saatler geçirdiğimiz İstanbul’un sorunlarına gelince neden aynı heyecanı göremiyoruz?

Esenyurt’ta ulaşım, Bağcılar’da yoğun yapılaşma, Küçükçekmece’de trafik, Sultanbeyli’de kentleşme…

Bunlar kimin meselesi?

Belediyelerin mi?

Siyasetçilerin mi?

Yoksa hepimizin mi?

Doğduğumuz yerin hemşehrisiyiz. Peki, doyduğumuz yerin ne kadar sahibiyiz?

Gelelim biraz da işin başka tarafına…

Bizde dernekçilik zaman zaman ilginç bir hâl alıyor.

Dernek kuruluyor.

Başkan seçiliyor.

Yönetim oluşturuluyor.

Ardından ziyaretler başlıyor.

Milletvekilleri, belediye başkanları, ilçe başkanları…

Kahvaltılar, yemekler, geceler…

Fotoğraflar çekiliyor.

Plaketler veriliyor.

Teşekkür mesajları paylaşılıyor.

Maşallah, protokol eksiksiz!

Peki, faaliyet?

İşte orada biraz durmak gerekiyor.

Elbette çok kıymetli işler yapan dernekler var. Öğrenci okutan, ihtiyaç sahibine destek olan, yaşadığı çevreye katkı sunan…

Haklarını teslim edelim.

Ancak sivil toplumun başarısını yalnızca düzenlediği gecelerle, ağırladığı siyasetçilerle ölçemeyiz.

Kaç kişiye dokunduğuna, hangi soruna çözüm ürettiğine de bakmalıyız.

Çünkü dernekçilik başka, başkancılık başka!

Ve tam da burada önemli bir ayrım var.

Hemşehrilik bir dayanışma kültürüdür. Ama mesele hemşehrilere hizmet etmekten çıkıp hemşehriler üzerinden güç devşirmeye dönüştüğünde, orada artık sivil toplumdan çok nüfuz yarışı konuşulur.

Hele bir de seçim dönemi gelsin…

Hemşehri derneklerinin kapısında siyasetçi trafiği başlar.

Kahvaltılar, ziyaretler, toplu fotoğraflar…

Herkes hemşehrilerin gönlünü kazanmaya çalışır.

Neden?

Çünkü hemşehri örgütlenmeleri önemli bir toplumsal güçtür.

Bunda yanlış bir şey yok.

Yanlış olan, bu gücün kişisel siyasi hesaplara alet edilmesi.

Dernek başkanlığı, siyasi kariyer için bir basamak hâline geliyorsa orada sivil toplumun amacı sorgulanır.

Bir de madalyonun diğer yüzü var.

Siyasetçiler seçim zamanı derneklerin kapısını çalıyor.

Peki, dernekler seçimden sonra siyasetçilerin kapısını hangi taleplerle çalıyor?

Bir makam için mi?

Bir koltuk için mi?

Yoksa yaşadıkları ilçenin sorunları için mi?

Hemşehrilerin oyunu isteyenlerden, o hemşehrilerin yaşadığı şehre hizmet istemek de gerekmez mi?

Şimdi düşünün.

Sadece Esenyurt’ta 401 hemşehri temelli kuruluş var.

Buna diğer sivil toplum yapıları da eklendiğinde ortaya ciddi bir örgütlü güç çıkıyor.

Bu güç ulaşım, eğitim, çevre ve gençlerin sorunları gibi ortak meselelerde buluşsa…

Hangi siyasetçi duymazdan gelebilir?

Hangi yönetici görmezden gelebilir?

Ama önce şu anlayışı değiştirmemiz gerekiyor:

Benim derneğim.

Benim hemşehrim.

Benim başkanım.

Benim memleketim.

Peki, bizim şehrimiz nerede?

İşte İstanbul’un birçok ilçesinde tartışmamız gereken mesele tam da bu.

Ortak kent bilinci!

İnsanların farklı memleketlerden gelmesi sorun değil.

Aksine büyük bir kültürel zenginlik.

Sorun, aynı şehirde yaşayıp o şehrin geleceği için yeterince ortaklaşamamak.

Tuncer Dağ’ın paylaştığı rakamlarla başladık ama mesele rakamlardan çok daha büyük.

Benim derdim 401 dernek olması değil.

İsterse 801 olsun!

Yeter ki tabelalar çoğalırken toplumsal fayda eksilmesin.

Yeter ki dernek başkanlarının sayısı artarken yaşadığımız şehirlere karşı sorumluluk da artsın.

Yeter ki hemşehricilik, kentlilik bilincinin önüne geçmesin.

Çünkü güçlü sivil toplum, kaç derneğiniz olduğuyla değil, o derneklerin topluma ne kattığıyla ölçülür.

Kimse memleketini unutmasın.

Herkes doğduğu toprakları sevsin.

Kültürünü yaşatsın.

Türküsünü söylesin.

Festivalini yapsın.

Ama bir şeyi de unutmasın.

İnsan yalnızca doğduğu yere değil, yaşadığı yere de aidiyet duymalı.

Bugün Esenyurt üzerinden sorduğum soruyu yarın Bağcılar, Küçükçekmece, Sultanbeyli ya da İstanbul’un herhangi bir ilçesi için de sorabiliriz.

Çünkü mesele Ardahanlı, Ordulu, Vanlı olmak değil.

Mesele aynı zamanda Esenyurtlu, Bağcılarlı, Küçükçekmeceli olabilmek.

Ve son söz…

Doğduğumuz yer memleketimizdir.

Ama doyduğumuz şehre sahip çıkmak da memleket meselesidir!

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter