Küreselleşme denen o cafcaflı paket ilk açıldığında herkes büyülendi. Sınırlar kalkıyor, bilgi ışık hızında akıyor, dünya koca bir köye dönüşüyordu. Tüccarından öğrencisine, sırt çantalı gezgininden siyasetçisine kadar herkes bu rüzgâra kapıldı; pasaportsuz bir gelecek, ortak bir evren tahayyülü fena fikir değildi doğrusu. Ta ki o sınırların kalkması, devletleri kendi egemenlik alanlarında birer açık hedef hâline getirene kadar.
Sistem teklemeye, aidiyetler erozyona uğramaya başlayınca küresel sahneyi bir panik havası kapladı. Kriz anlarının değişmeyen refleksi tüm dünyada devreye girdi: Milliyetçilik.
Fakat her ideoloji gibi milliyetçilik de doğası gereği tek bir kalıba sığdırılması zor, çok faktörlü bir denklem. Kriz dönemlerinde bu ideolojinin fikrî ve kurumsal derinliğinden ziyade sahnenin en marjinal köşeleri parlamaya başlar. Yeraltı ile yerüstü arasındaki fluluk, “derin devlet” havası estirenler, gizemli bakışlar, karanlık koridor fısıltıları… Özünde güçlü bir harç olan vatanseverlik, bir anda kimin daha sert baktığı, kimin daha iyi “racon” kestiği bir vitrine indirgeniverir.
Etrafınıza şöyle bir bakın; sokaktan sosyal medyaya uzanan garip bir mafya güzellemesi dili hâkim.
Bir yanda siyaset arenasında geleneksel uzlaşı sahneleri; diğer yanda adalet için medet umulan popüler güçlü isimler.
Bir de işin bu gelişmelerden etkilenen alt kadrosu var ki açıkçası rahatsız edici: Dar paça pantolonlar, rugan ayakkabılar, fonda ağır aksak bir türkü, elde sallanan kehribar tespih ve kameraya atılan o meşhur “devlet benim, racon benim” bakışları… Sosyal medya profillerinde herkes kendi dijital beyliğini ilan etmiş durumda; sokaklarsa alarm veriyor.
Bu tabloya iletişim penceresinden baktığınızda alt metin son derece net: Güç.
Güvensizleşen dünyada bireyler, kuralların işlemediği hissine kapıldıkça kaba kuvvetin, gizemin ve gayrinizami otoritenin rüzgarına kapılıyor. “Kim daha milliyetçi, kim bu toprağın gerçek sahibi?” yarışında herkes üzerine bir beden büyük gelen siyah ceketler giyiyor. Oysa bu mafyavari imaj, milliyetçiliğe güç katmaktan ziyade onu itibarsızlaştırıyor; durum devlet geleneği güçlü bir millet için zarar verici bir hâl alıyor.
Racon kesmek, kuralın olmadığı yerde kural uydurmaktır; oysa güçlü bir millet şuuru, kuralın ve hukukun ta kendisidir. Güçlü bir milliyetçilik; karanlık köşelerden atılan afilli laflarla, sosyal medya pozlarıyla ya da mafyacılık oynayarak inşa edilmez. Üretime, akla, hukuka ve kurumlara yaslanmayan bir vatan sevgisi, nihayetinde bir kostümden ibaret kalır.
Evet, tüm dünyada milliyetçilik rüzgârı daha sert esiyor ve bunu şahsen destekliyorum.
Ama muhafazakâr kesimin tarikat ve cemaatlerle yaptığı hatayı milliyetçilerin mafya ile tekrar etmesi, biraz tarih ve siyaset bilenler için büyük bir yanlışı işaret ediyor.
Dünya korkunç bir belirsizlikteyken ve Türkiye için düşmanın planı bu kadar netken, güçlü klikler değil; bütüncül, kurumsal ve hukuki zemini sağlam bir devlet anlayışı benimsemek en doğru karar olur.
Neye talip olduğumuzu doğru hesaplamak gerek; zira
yeraltının ışığı ateş olur da,
devletin karanlığı bile gölge olur, güven verir.

Çok doğru objektif tespitler tebrik ederim