Sevda Durgun
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. UYUŞTURUCU HER YANIMIZI SARMIŞ!

UYUŞTURUCU HER YANIMIZI SARMIŞ!

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Eskiden uyuşturucu haberleri üçüncü sayfadaydı.

Şimdi bir bakıyorsunuz magazinde.

Bir bakıyorsunuz adliyede.

Bir bakıyorsunuz belediyede.

Oyuncu çıkıyor.

Şarkıcı çıkıyor.

Fenomen çıkıyor.

Başkan çıkıyor.

Başkan yardımcısı çıkıyor.

Özel kalem müdürü çıkıyor.

İnsan ister istemez soruyor:

Biz bu işi ne ara bu hale getirdik?

Uyuşturucu ne ara hayatımızın bu kadar içine girdi?

Daha doğrusu…

Biz ne ara bu haberlere alışmaya başladık?

Asıl tehlikeli olan da galiba bu.

Çünkü artık şaşırmıyoruz.

“Yine mi?” deyip geçiyoruz.

Oysa geçilecek bir yer kalmadı.

Uyuşturucu artık arka sokakların meselesi değil.

Makam odalarına kadar girmiş.

Ekranların içine kadar girmiş.

Evimizin salonuna kadar girmiş.

Uyuşturucu her yanımızı sarmış!

Yıllarca çocuklara ne anlattık?

“Kötü arkadaşlardan uzak dur.”

“Gece hayatına dikkat et.”

“Yanlış çevreye girme.”

Sanki uyuşturucu sadece karanlık bir ara sokakta pusuda bekliyormuş gibi…

Ama bugün dönüp tabloya baktığınızda iş o kadar basit değil.

Gençlerin hayranlıkla izlediği oyuncuların adları uyuşturucu soruşturmalarında geçiyor.

Şarkılarını ezbere bildikleri sanatçıların test sonuçları haber oluyor.

Sosyal medyada milyonların takip ettiği isimler karşımıza çıkıyor.

Sonra yönümüzü yerel yönetime çeviriyoruz.

Orada da başka bir tablo.

Etimesgut…

Çankaya…

Keçiören…

Testler.

Soruşturmalar.

Pozitif sonuçlar.

Artık kimse çıkıp da “Bunlar münferit olaylar” deyip rahatlamasın.

Çünkü münferit olayların sayısı arttıkça adına başka bir şey denir.

Sorun denir.

Hem de ciddi bir sorun.

Bakın…

Bir insanın bağımlılığı ayrı meseledir.

Kamu görevi ayrı meseledir.

İkisini birbirine karıştırmayalım.

Ama belediye başkanıysan…

Başkan yardımcısıysan…

Özel kalemdeysen…

Binlerce insanın yaşamına dokunan kararlar alıyorsan…

Vatandaşın parasıyla oluşturulan bütçelere imza atıyorsan…

O zaman kimse kusura bakmasın, “Bu benim özel hayatım” cümlesi her kapıyı açmaz.

Çünkü makamın özel hayatı olmaz.

Makamın sorumluluğu olur.

Vatandaş sana sadece oy vermiyor.

İradesini teslim ediyor.

Şehrini emanet ediyor.

Bütçesini emanet ediyor.

Çocuğunun gittiği parkı, otobüsü, sokağı emanet ediyor.

Dolayısıyla kamu görevi bazı bedelleri ve bazı kuralları da beraberinde getirir.

Tam bu noktada Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan’ın yaptığına ayrı bir parantez açmak gerekiyor.

Kendi belediyesinde uyuşturucu testi sürecini başlattı.

Üstelik “önce başkalarına bakalım” demedi.

Kendisini, yöneticilerini, çalışanlarını sürecin dışında tutmadı.

Sonuçlar ortaya çıkınca da mesele halının altına süpürülmedi.

Ben burada parti rozetine bakmam.

Siyasi kimliğine bakmam.

Doğru olan neyse onu söylerim.

Mesut Özarslan bu konuda doğru bir iş yaptı.

Ve kutlanmayı hak ediyor.

Çünkü Türkiye’de siyasetçinin en sevdiği temizlik yöntemi genellikle başkasının kapısının önünü süpürmektir.

Kendi kapısına gelince süpürge ortadan kaybolur.

Keçiören en azından süpürgeyi kendi kapısına vurdu.

Bence asıl mesele budur.

Sonra Çankaya’da eski özel kalem müdürüyle ilgili test sonucu gündeme geldi.

Şimdi insan sormadan edemiyor:

Daha neyi bekleyeceğiz?

Kaç vaka daha çıkması gerekiyor?

Kaç makam?

Kaç isim?

Kaç soruşturma?

Bir noktadan sonra “Tesadüf” demenin de bir sınırı var.

O yüzden Çankaya’ya da açıkça söylemek gerekiyor:

Kendinize gelin.

Ama buradan siyasi rant devşirmeye çalışanlara da iki çift sözüm var.

Bu mesele CHP’li belediye meselesi değildir.

AK Partili belediye meselesi de değildir.

Uyuşturucunun parti rozeti yok.

Seçim pusulasına bakmıyor.

Sağcıyı da buluyor.

Solcuyu da.

Zengini de.

Fakiri de.

Ünlüyü de.

Makam sahibini de.

Dolayısıyla bu meseleyi siyasi kavganın malzemesi yapan, aslında meselenin büyüklüğünü küçültür.

Bence artık kamu görevinde uyuşturucu testi meselesini ciddi biçimde tartışmanın zamanı geldi.

Özellikle kritik görevlerde.

Belediye başkanları.

Başkan yardımcıları.

Üst düzey yöneticiler.

Kamu güvenliği açısından hassas görevlerde çalışanlar.

Elbette hukuku olacak.

Elbette kişisel veriler korunacak.

Elbette insan onuru çiğnenmeyecek.

Ama “Hiçbir şey görmeyelim, hiçbir şey sormayalım, hiçbir şey denetlemeyelim” kolaycılığı da çözüm değil.

Çünkü kamu görevi sadece makam koltuğuna oturmak değildir.

Bir güven ilişkisidir.

Ve o güven zedelendiğinde mesele artık bir kişinin meselesi olmaktan çıkar.

Bir de ünlüler tarafı var.

Orası belki daha da düşündürücü.

Çünkü çocuklar siyasetçileri her gün izlemeyebilir.

Ama oyuncuları izliyor.

Şarkıcıları dinliyor.

Fenomenleri takip ediyor.

Saçını ona benzetiyor.

Giydiğini alıyor.

Söylediğini tekrar ediyor.

Hayatına özeniyor.

Sonra bir sabah o hayran olduğu ismin uyuşturucu soruşturmasında adı geçiyor.

Şimdi o çocuğa ne diyeceğiz?

“Evladım, başarısını örnek al ama gerisini alma” mı?

Hayat böyle parçalı değil ki.

Şöhretin alkışı varsa sorumluluğu da vardır.

Ekranın parası varsa etkisi de vardır.

Milyonların önünde yaşıyorsan milyonlara verdiğin mesajın da bir bedeli vardır.

Beni asıl korkutan ne biliyor musunuz?

Uyuşturucu kullanan isimlerin artması kadar…

Bizim buna alışmamız.

Bir haber geliyor.

İki gün konuşuyoruz.

Sonra yenisi geliyor.

Onu konuşuyoruz.

Sonra bir yenisi daha.

Ve bir süre sonra hiçbirine şaşırmıyoruz.

İşte tehlike tam burada başlıyor.

Çünkü toplumlar sadece kötülük arttığında çürümez.

Kötülüğü sıradanlaştırdığında da çürür.

Bugün uyuşturucu bir sanatçının kapısından çıkıyor.

Yarın bir belediyenin kapısından.

Öbür gün başka bir makamdan.

Biz de ekrana bakıp:

“Yine mi?” deyip geçiyoruz.

Belki de artık “Yine mi?” demeyi bırakıp başka bir şey sormanın zamanı geldi:

Bu iş nereye gidiyor?

Ve daha önemlisi…

Biz ne zaman gerçekten dur diyeceğiz?

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter