Bilgen Öniz
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. ODADAKİ EN İLGİNÇ KADIN OLMAYA ODAKLAN

ODADAKİ EN İLGİNÇ KADIN OLMAYA ODAKLAN

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Kendi hikâyesini yazmaya çalışan, üreten, aklındaki fikri hayata geçirmek için uykusuz kalan, masanın başına geçip ter döken ya da yeni bir yola çıkmanın eşiğinde duran cesur kadınlar… Bu yazı sizin için.

​Bugün size ahkâm kesmek değil niyetim; sahada, mutfakta, işin tozunu yutan biri olarak yolunuza ışık tutmasını, zihninizi berraklaştırmasını umduğum bir dost hatırlatması yapmak istiyorum.

​Dijital çağın, özellikle de sosyal medyanın iletişim ve algı yönetimi açısından işimizi ne kadar kolaylaştırdığını asla yadsıyamayız. Bir tıkla binlerce insana ulaşabiliyor, yaptığımız işi dünyaya duyurabiliyoruz; bu muazzam bir güç. Fakat madalyonun diğer yüzünde tehlikeli bir illüzyon var. Etrafımız; profesyonel ekipler, kusursuz filtreler ve süslü cümlelerle algıyı harika yöneten ama yakından baktığınızda içi tamamen boş olan profillerle doldu.

​Çıtayı sosyal medyada arşa çıkarıp, gerçek hayatta karşılaşıldığında derin bir hayal kırıklığı yaşatan insanların ne yazık ki uzun vadede sürdürülebilir bir başarı elde etmesi ve sahici bir iletişim dili kurması mümkün değil. Çünkü vitrin parlatmak bir yere kadar çalışır; ama masaya oturduğunuzda bilgi, tecrübe ve yetkinlik konuşur. Olmayan bir şeyi varmış gibi göstermek ya da henüz uzmanlaşmadığınız, çıraklığını yapmadığınız bir konuda otorite gibi ahkâm kesmek, uzun vadeli itibarınız için son derece büyük bir risk taşır.

​Yeni adımlar atarken, yeni projeler inşa ederken insan çok temel bir hakikati fark ediyor: Gerçek hayatta henüz yere sağlam basmadığınız, kendi içinizde sindirip büyütmediğiniz hiçbir şeyin dijitalde “ambalajını” parlatmaya gerek yok.

​O yüzden gelin bugün bir anlaşma yapalım:

İnternetteki en ilginç kadın olmaya kafa yormayı bir kenara bırakın; bir kapıdan içeri girdiğinizde o odadaki en ilginç, en donanımlı kadın olmaya odaklanın.

​Bir şey yapın. Gerçek bir şey inşa edin. Ve o yaptığınız işte gerçekten iyi olun. Zanaatinizi öğrenin, ayrıntılara kafa yorun, hata yapın, düzeltin ve derinleşin. Çünkü her zaman ve her koşulda: Önce yapılan iş gelir.

​Bugün dillerden düşmeyen “kişisel marka” dediğimiz olgu; renk paletlerinden, mükemmel kurgulanmış fotoğraflardan ya da sosyal medyada planlanıp sunulan bir vitrinden ibaret değildir. Kişisel marka; masanın başında verilen emeğin, ortaya konan gerçek katma değerin ve zanaate duyulan saygının doğal bir yankısıdır.

​Bazen kabuğunuza çekilmeniz gerekir. “Ya beni unuturlarsa?” endişesine kapılmayın. Yeni bir şey üretirken, kendi en iyi versiyonunuzu ilmek ilmek işlerken yaşanan o sessizlik bir duraksama ya da geri çekilme değildir. O sessizlik; işin kendisine, üretim sürecine ve emeğe duyulan en saf saygıdır.

​Siz masanın başında sağlam durun. Önce işinizi büyütün.

Gerçekten ortaya iyi, sağlam ve samimi bir şey koyduğunuzda, inanın gerisi kendiliğinden gelir.

​İşte ancak o zaman adınız ve imzanız, dijitalin uçucu akışında kaybolup gitmez; zihinlerde ve kalplerde gerçek bir iz bırakır.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter