Gül Güyük
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. İnsanın Kendine Yabancılaşması: Kendi Karanlığına Düşmek

İnsanın Kendine Yabancılaşması: Kendi Karanlığına Düşmek

Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

İnsan, yaradılıştan itibaren tüm canlılar arasında aklını ve zekâsını en etkin kullanan varlık olarak kabul edilir. Aynı zamanda aklı ve zekâsıyla dünyaya, hatta evrene hükmeden de yine biz insanlar değil miyiz? Gel gör ki her acının, zulmün ve kötülüğün perde arkasında da yine bu akıllı insanlar sahne almaktadır.

Egonun Değirmeninde Öğütülen Değerler

Peki, bu nasıl oluyor?

İnsan bir kere kendine ve çevresine yabancılaşmaya görsün; bunun ne önüne geçebilir ne de iradesine hâkim olabilir. Yaşanası güzelim dünyayı hem kendisine hem de çevresindeki insanlara dar eder, çekilmez bir hâle getirir. Bunun adı, insanın kendine yabancılaşması ve yozlaşmasıdır. Bir kere yozlaşma baş gösterdi mi, önüne geçmek neredeyse mümkün değildir.

Bu yabancılaşma ve yozlaşma, kişide çevresinde olup bitenlere karşı duyarsızlığı ve ilgisizliği de beraberinde getirir. Çok değer verdiği, onu büyütüp bir yerlere getiren ailesinden başlar; eş, dost, arkadaş demeden, sırf kendi egosunu şişirip tatmin etmek uğruna hepsini bir çırpıda öğütür, tüketir. Bu tür insanlar öylesine alçalırlar ki yüksekten düşme kaygıları dahi kalmaz. Bir kere küçülme baş gösterdi mi, artık onu durduramaz, frenleyemez.

 Freni Patlamış Bir Araç: Yanlışlara Sarılmak

Önce kendine olan saygısını ve itibarını kaybeder. Ardından, kendi hata ve eksikliklerinden ders çıkarmak bir yana, freni patlamış bir araç gibi önüne çıkan her şeyi kırar, döker. Tüm bunları yaparken kendisiyle yüzleşmek yerine, yanlışlarına sarılmayı tercih eder.

Fakat sarıldığı yanlışın aslında bir yılan olduğunu, o yılan zehrini içine akıttığında anlar. Ancak o zaman da çok geç kalmıştır. O anda etrafındaki eşini, dostunu, ailesini ve arkadaşlarını birer birer kaybeder. Oysa hayatın temel kuralı bellidir: Herkes okyanustan kovası kadar su alır. Kovasını büyütmeyenin aldığı su hep aynı kalır.

 Dibe Vuruş mu, Yeni Bir Başlangıç mı?

Unutmamalıdır ki her dibe vuruş, aslında yeni bir başlangıçtır. Hayat bazen bizi en dibe çeker ki oradan daha güçlü sıçrayabilelim. Ancak bu sıçrayış, kişinin aynada kendine bakıp gerçeği kabul etmesiyle mümkündür.

Kimileri bu düşüşten büyük dersler alır ve küllerinden yeniden doğar. Ders almayan ise kendi yarattığı o karanlıkta yaşamaya mahkûm olur.

İnsanlığından ödün vermeyen güzel yüreklere saygılar…

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter