1. Haberler
  2. Siyaset
  3. “İSTANBUL, AFFET BİZİ!”

“İSTANBUL, AFFET BİZİ!”

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

AK Parti eski İstanbul Milletvekili Metin Külünk, İstanbul’da yaşanan yoğun yağışların ardından sosyal medya hesabından yaptığı dikkat çekici paylaşımda, kentin yıllardır süren imar politikaları ve rant anlayışıyla tahrip edilmesine tepki gösterdi.

Siyasi ayrım gözetmeksizin geçmişten bugüne şehir yönetimlerini eleştiren Külünk, “Mesele, siyasi yelpazenin neresinde olduğun değil. Mesele, İstanbul’u kenarından köşesinden nasıl hançerlediğindir” ifadelerini kullandı.

İstanbul’da etkili olan yoğun yağışlar, kentleşme politikalarını ve yıllardır tartışılan imar uygulamalarını bir kez daha gündeme taşıdı.

AK Parti’de uzun yıllar siyaset yapan, üç dönem İstanbul milletvekilliği görevinde bulunan inşaat mühendisi Metin Külünk de sosyal medya hesabından yayımladığı “İstanbul, Affet Bizi” başlıklı yazısıyla dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu.

İşte Metin Külünk’ün sosyal medya hesabından paylaştığı o yazı:

İSTANBUL, AFFET BİZİ

Su akar yatağını bulur.

Tanrının değirmeni ağır işler ama iyi öğütür.

Toplumların hak ve hukukuyla oynama gözyaşları çok ağır cevapların ortaya çıkmasını sebep olur.

Şimdi.

İstanbulluyuz…

Canımız İstanbul’umuz,

iki gözümüzün nuru,

ruhumuzun başkenti…

Sana bakmaya kıyamadığımız,

gözlerinin içine baktığımızda

kendi varlığımızı unuttuğumuz İstanbul’umuz…

Tepelerinden Topkapı’ya,

Eminönü’nden Beşiktaş’a,

Beykoz’dan Sarıyer’e,

Fatih’ten Galata’ya,

Beyoğlu’ndan İstanbul’un dört bir yanına

her baktığımızda içimizi başka bir heyecanın kapladığı şehrimiz…

Sana çok zulmetmişiz

Senin hukukunu yok sayarak.

Kutsalsız ve kuralsız para kazanmak uğruna.

Seni para tapınanların tapınağı haline getirmek istediler el birliği ile.

İstanbul.

Sana çok haksızlık etmişiz.

Hukukunu korumak için

neredeyse hiç çaba göstermemişiz.

“Taşı toprağı altın şehir” demişiz.

Yoksulluğumuzu, imkânsızlıklarımızı sırtımıza vurup

bir umut, bir imkân buluruz diye sana koşmuşuz.

Sen merhamet dolu göğsünü açmış,

“Buyurun, hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.

Altın olan taşımdan, toprağımdan

siz de nasibinizi alın,” demişsin.

Sana koşanlara yâr olmuşsun.

Ekmek demişler, ekmek olmuşsun.

Sevgi demişler, sevgi olmuşsun.

Aşk demişler, aşk olmuşsun.

Ama biz sana öyle kıymışız ki

betonlar bile isyan eder hâle gelmiş:

“Ben İstanbul’a zulmetmek istemiyorum,” demiş.

Sen zenginlik üretmişsin;

ama toprağına dikilmemesi gereken binalar dikilmiş,

kurulmaması gereken şehirler kurulmuş.

Seçilmiş olanlar,

seçilmiş olmayı her şey sanmış.

Koca İstanbul’un kaderi,

üç beş imar komisyonu üyesinin kararlarına bırakılmış.

Şehir isyan ettiğinde,

“Sen bilmezsin, biz seçildik,” demişler.

Oysa sen, İstanbul,

sana gelen hiç kimseyi geri çevirmedin.

Hiç kimseyi bağrından atmadın.

Şimdi Cumhuriyet tarihinin en yoğun yağmurlarından biriyle

bize bir kez daha gösterdin:

Sana kim zulmetti,

kim kötülük etti,

kim acımasız ve merhametsiz davrandı…

Hepsini bir bir deşifre ettin.

“İşte bunlar,” dedin.

Elbette masumlar da var.

Sen masumları da ayırdın;

bizim de ayırmamız gerekir.

Şimdi birbirimizi suçlama zamanı değil.

“O yaptı, bu yaptı, şu yaptı,” diyerek

meseleyi hakikatinden koparmanın da zamanı değil.

Doğanın kendine ait bir uyumu,

bir dengesi, bir düzeni vardır.

O düzeni zorlamanın bedelini

bir gün doğa insana ödetir.

Dere yataklarına evler yapılmasına izin verir,

suların önünü betonla keser,

dere çevrelerini beton yığınlarına dönüştürürseniz

bir gecede hayatlar altüst olur.

Doğa intikam almaz belki;

ama bozduğumuz dengeyi

bize en ağır biçimde hatırlatır.

Fakat İstanbul’a yaşatılan bu felaketlerin

en başta gelen sebeplerinden biri de

yıllardır süren imar anlayışıdır.

Bir belediye başkanı adayı ya da seçilmiş bir yönetici,

ilk açıklamasında şöyle diyor:

“İmar planlarındaki yanlışları düzelteceğiz.”

Alkış, alkış, alkış!

Hooop… Bir dakika!

Ne alkışı?

Bu cümleyi daha kaç kez işiteceğiz?

Daha üçüncü ayda başlıyor:

“Kat bahçesi” deniyor,

“çatı piyesi” deniyor…

Böl, çıkar, topla, çarp…

Say say bitmiyor.

Sonuç mu?

İmar emsalleri 0,25’ten 0,50’ye çıkıyor;

bazı yerlerde katlamalı emsal artışları ekleniyor.

Alkış, alkış, alkış!

Mesele, siyasi yelpazenin neresinde olduğun değil.

Mesele, İstanbul’u kenarından köşesinden

nasıl hançerlediğindir.

Bırakın artık janjanlı imar planı mavralarını.

İstanbul’un ihtiyacı yeni sözler değil;

şehrin hukukunu koruyan,

doğanın dengesini gözeten,

ranta değil insana ve İstanbul’a hesap veren

bir şehir yönetimidir.

Şimdi yapılması gereken,

birbirimizi suçlamak değil;

İstanbul’un sesini duymak,

şehir planlamasını yeniden gözden geçirmek

ve gelecek kırk yılı bugünden düşünmektir.

Umarım bu dersleri alır,

İstanbul’un hukukunu koruyacak

yöneticilerle buluşuruz.

Affet bizi İstanbul…

Seni sevdik;

ama seni korumayı öğrenemedik.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Dijitalde Buğün ile Sohbet Et

Dijitalde Buğün ile Haber Hakkında Sohbet

Yapay zeka asistanı

Yapay zeka yanlış bilgi üretebilir