Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesinin kurultay iptali kararı sonrasında yeniden genel başkanlık makamına dönen Kemal Kılıçdaroğlu, düzenlediği basın toplantısında Ankara’da gerçekleştirilecek olan NATO Zirvesi’ne ve Türkiye’nin dış politika stratejilerine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. İç politikaya dair değerlendirme yapmayan Kılıçdaroğlu, toplantı sonunda basın mensuplarından soru almadı.
Konuşmasının başında 2 Temmuz Sivas ve Başbağlar katliamlarının unutulmaması gereken iki büyük acı olduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, 7 ve 8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da düzenlenecek otuz altıncı NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’ne yönelik partisi adına kurumsal vizyonlarını paylaştı. Dünyada güç merkezlerinin ve uluslararası dengelerin yeniden şekillendiğini belirten Kılıçdaroğlu, Türkiye’nin bu süreçte küresel rekabetin edilgen bir unsuru olmayacağını vurguladı.
“HİÇBİR GÜCÜN YÖRÜNGESİNE GİREMEYİZ”
Türkiye’nin küresel ilişkilerde bağımsız bir hat çizmesi gerektiğini ifade eden Kemal Kılıçdaroğlu, dış politikada ideolojiler yerine ulusal çıkarların ve devlet aklının merkezde olması gerektiğini savundu. Kılıçdaroğlu, Türkiye’nin uluslararası ittifaklardaki yerini ve sınırlarını şu sözlerle aktardı:
“Türkiye, NATO’nun güçlü bir müttefikidir, bu konuda bir sorunumuz yok. Türkiye bu masaya kimseden onay almak için değil, kendi tarihinden, coğrafyasından, millet aklından ve cumhuriyetin bağımsızlık anlayışından aldığı güçle oturmaktadır. Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizim bakışımız açıktır. Türkiye, NATO üyesidir ancak NATO’nun ileri karakolu değildir. Türkiye, Avrupa güvenliğinin bir parçasıdır fakat Avrupa’nın çevresinde bekletilecek bir ülke değildir. Türkiye Rusya ve Çin ile de konuşur fakat hiçbir gücün yörüngesine giremez.”
“MESELE BİR LİDER FOTOĞRAFI DEĞİLDİR”
Ankara’da yapılacak zirvenin siyasi iktidarın dar propaganda diliyle sınırlandırılamayacağını dile getiren Kılıçdaroğlu, meselenin bir iktidar başarısı ya da bir lider fotoğrafı olmadığını belirtti. Türkiye’nin büyük güç rekabetinde kendisine biçilen rolü kabul etmek yerine bağımsız karar alanını güçlendirmesi gerektiğini söyleyen Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Türkiye’nin görevi kendi çevresinde savaşların büyümesini önlemek, enerji ve tedarik hatlarını güvence altına almak, Karadeniz’den Doğu Akdeniz’e, Kafkasya’dan Orta Doğu’ya kadar istikrar üretmektir. Bu tarafsızlık değildir, bunun adı cumhuriyetçi stratejik özerkliktir. Bir müttefikin yanlış bölge politikalarına destek vermek ittifak değildir, bunun adı stratejik bağımlılık olur.”
“ZİRVEDE EDİLGEN BİR ÜSLUP KULLANILMAMALI”
Ankara zirvesinde Türkiye’nin ittifaka güvenlik mimarisinin yalnızca Doğu Avrupa’dan ibaret olmadığını hatırlatması gerektiğini kaydeden Kılıçdaroğlu; Suriye, Irak, İran, terör örgütleri ve göç gibi başlıkların dar bir şikayet diliyle sunulmaması gerektiğini aktardı. Kılıçdaroğlu, hükümetin zirvede takip etmesi gereken üslubu şu ifadelerle özetledi:
“Bu toplantıda Türkiye bu başlıkları asla ve asla dar bir şikâyet diliyle dillendirmemelidir. Bize destek verin diyen edilgen bir üslup yerine NATO’nun stratejik bütünlüğünü hatırlatan kurucu bir dil kullanmak zorundadır. Ancak hukuk devleti zayıfsa, kurumlar aşınmışsa, ekonomi öngörülemezse, parlamento etkisizleşmişse, yargı bağımsızlığı tartışmalıysa, basın özgürlüğünün güvencesi yoksa Türkiye’nin dışarıdaki sözü zayıf kalır. Bu gerçekleri hatırlatmak sadece Cumhuriyet Halk Partisi’nin değil yurtseverin de temel görevidir.”
“TÜRKİYE BAĞIMSIZLIK İRADESİYLE BU MASADADIR”
Uluslararası alanda saygınlık kazanmanın yolunun iç kapasiteyi ve hukuku güçlendirmekten geçtiğini belirten Kemal Kılıçdaroğlu, zirvede verilmesi gereken temel mesajı doğrudan şu cümlelerle ifade etti
“Ankara zirvesinde verilmesi gereken son mesaj ise şu olmalıdır. Türkiye masadadır. Ama Türkiye masada kendisine yer açıldığı için değil, tarihsel aktör, stratejik ağırlığı ve cumhuriyetin bağımsızlık iradesiyle bu masadadır mesajını vermemiz gerekiyor.”
